12 Eki 2008

"üzgün adım ileri marş!"




bir insanın ölümünü kutluyorum. hayata karşı ölüm diyen bir insanın, gerçek bir şairin, ve gerçek bir yerleşik yabancının. benim kadın'ım deyip sahiplendiğim, bana ait ve aidiyetimin sahibi olan bir ruh. huzurlu ölüyorsa birileri dünyada nilgün marmara da onlardandır. hiç tereddüt etmeden kendini boşluğa bırakan sessiz bir çıkış yolu, 6. katın duyumsuzluğu ve yatay bir direniş hareketi yaptığı. dostlarına " bizim yapamadığımızı yaptı kız. " dedirten yalpalayışını duyuran şiirleri kaldı ardında.


"kuğuların ölüm öncesi ezgileri şiirlerim,
yalpalayan hayatımın kara çarşaflı
bekçi gizleri.

ne zamandır ertelediğim her acı,
çıt çıkarıyor artık, başlıyor yeni bir ezgi,
-bu şiir -
sendelerken yaşamım ve bilinmez yönlerim,
dost kalmak zorunda bana ve
sizlere!"

( kuğu ezgisi )





özel hayatını çok da iyi bilen yok. üstadı sylvia plath gibi bir onun bilinçli ölümü için de çeşitli senaryolar yazılmış. intiharını eşiyle bir kavgasına bağlamak nilgün marmara'nın iç dünyasından ve şiirlerinden ne kadar uzakta olunduğunu ispatlar ancak. hayat ve ölüm arasında ince bir çizgidir şairler. rock starlar gibi uyuşturucu öldürmez onları, ölmeye doğmuş akıllardır onlar. kaos ve melankolinin musallat olduğu ruhlara sahiptirler.


"yüzü olmayan bir palyaço, elleriyle olmayan yüzünü örtüyor ve ağlıyor. içerden ağlıyor ve ölüyor. zaman yüzünü eskitemez çünkü yüzü yok!

yok yüzlü palyaçonun giysisi olması gerektiği gibi oysa, kabarık yakalar ve renk renk kareli tulumu.

yüzüyorlar, saydam ve ılık suyun içinde, şiddetle. yukarıdan görülüyor bedenleri yarım, belden aşağıları yok. hızla kayıyorlar sıvının içinden, adaya vardıklarında kollarıyla tırmanıyorlar kesik bedenlerini yukarı çekerek adamlar...
benle benim aramdaki farkı görebiliyor musun?"

( pavor nocturnus ya da delikli uykular )


bir adam tanımıştım. yeraltından dünyaya lanetler savuran bir adamdı. anason kokardı hep, ve şiir kurardı, hala da kurar. hem kurar hem yaşar şiiri. tanıştığımızda ilk gece marmara'yı sordum ona. durmadı fazla uzunca üstünde. "tutunamadı.." deyip geçti. ona yazdığım şiirde şöyle anlatmıştım:


"ben marmara'da uçar dedim intihar balıkları
ve orda yüzer leş yiyen kuşları.
o "evet" dedi, "marmara tutunamadı."


ilhan berk büyük nilgün diye tanıtmış kendisini ilk kez edebiyat çevresine. bir yazarın çılgın karısının adı olan zelda diye ad takmış cemal süreya ona. ece ayhan türkiye'deki en gerçek marjinal olduğunu ileri sürmüş.


"bombalandıktan sonra, heba kuşlarının bir bölüğü akıl ve beden yaralarını
resmettirip, satamadılar. büyük bir bölümü yaralarıyla dilenme sayesinde
unutuş duvarını ördüler. eksi sıcaklığında anımsamanın hiç ses çıkarmadan
yıllardır bekliyor gizleyip yaralarını heba kuşları. öçleri uzun tutar onların;
bombacıyı, her zamanın bombacısını bulduklarında açılacak vücut ve akılları
katil bir öpüşle. bileklerini çevreleyen mavi tül uçup yittiğinde kurtulabilecek
küçük kız darbe arayışından, belki de!"

( heba kuşları )


karanlığın bir ruh hali olabileceğini ve bunalımın zeka ve yetenekle kaleme dökülebildiğini görüyorum onda. doğmuş olmak onulmaz bir yaradır ve getirdiklerinden kurtulmayı beynindeki tüm hücrelerle istemiştir nilgün marmara. kaos ve varoluş sorunları onu içindeki mağaralara sokmuştur. içinde kaybolduğu gizil bir labirentteydi ve tek çıkış yolu yazmaktı. yazdı, yazdı ve kaleminin ucu kırıldı.


"yok böyle bir şey yok!
sunduğun sağaltımı kaçkın bir geçmiş,
sayrılık tutsağı bir gelecek duyumu bulanık,
sisi varlığının üzünç kanıtı bir vaktin
şimd'i_
beni bağışlayan sarsan
aşan bizleri mor birliktelik.."

( ancak yazgıdır bu )


"ey, iki adımlık yerküre
senin bütün arka bahçelerini
gördüm ben!"

( düşü ne biliyorum )


beni nilgün marmara'ya bağlayan şiiri de eklemek istiyorum..


"pek az zamanı kaldı bu zora koşulmuş bedenimin,
olduğum gibi ölmeliyim, olduğum gibi...
tüy, kan ve hiçbir salgıyı düşünmeden,
kesmeliyim soluğunu doğmuş olmanın!

nasıl da biçilmiş kaftan ölüm
bu solgun yürek için.
sevinçlerle sevinçleri bağlamayan zaman bir.,
bir boz köprü ve onun dayanılmaz gölgesi.

yitiyor işte gözardı edilen bedenim,
olduğum gibi ölmeliyim, olduğum gibi...
dost, ana baba ve hiçbir umudu düşünmeden
doğramalıyım bu tiksinç vücudu beynimle!

bilirmiydim yaklaşan karanlığı daha önceleri,
son verilebilir yaşamın benimki olduğunu?
şendim, şendim ben,
kahkaham insanları ürkütürdü!

zamanı azaldı artık, zorlanmış bedenimin,
olduğum gibi ölmeliyim, olduğum gibi...
aşk, bağ ve hiçbir utkuyu düşünmeden,
kalıvermeliyim öylece kaskatı!"

( savrulan beden )

3 takla atıldı:

Fırat Pirselimoğlu 9 Eylül 2012 01:38  
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Fırat Pirselimoğlu 9 Eylül 2012 01:38  

Tebrikler. Güzel bir yazı olmuş.

Web Stats

  © Blogger templates The Professional Template by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP