kan taşı
kan ve aşka boğulmuştu oysa
düşlerin anımsanmayan anlarında
sözler utanç vermişti atalarına
ve korkunun anlamını öğretmişti
taş kan dökebilirdi
öylece gömebilirdi sevgiyi de
bu gerçek değildi, gerçek
olamayacak kadar aykırıydı doğaya
ekşi kadehlere bulandı
yaralarından çektiği sızı
kibrinin doldurduğu küp
aşındıkça avundu cehaletiyle
söz söylemek cesaret işidir
yumdu gözlerini taşlı ovaya
göğsünden bir ok çıkardı
doğrulttu sağır akıllara
göğün kızılından uyanmak için
gözlerini kapadı bir kez daha
avucunda sıktıkça taşı
gök kan damladı alnına