17 Şub 2009

"taşırım dünyayı sırtımda her yer benim evimdir." ya da "biraz su biraz yeşillik her yer benim evimdir."

"eşyalar toplanmış seninle birlikte
anılar saçılmış odaya her yere
sevdiğim o koku yok artık bu evde
sen"

nedense bu şarkı çalıyor kulaklarımda gitmeye bu kadar yakınken. halbuki şarkı listemde dans parçaları dönüyor. zorlama mutluluk diye buna denir. içimdeki gerginlik gittiğim yerden değil 'gidiş' merasimlerinden korktuğumdan sanırım. uçağa bindiğim an özgür hissedeceğime eminim. bu eski bir alışkanlıktan geliyor. "uçağa binene kadar dikkatli olmalısın." arkamda sana el sallayan ıslak gözlerin yükünü omuzlanmak zor gelecek sanırım.

dün güzel bir gün geçirdim. daha doğrusu akşam, artı, gece. uzaaklarda olan kali geldi, ve tabi karoshi de üçgenimizi tamamladı ve eski günleri dillendirdik. özlemişiz o günleri, sarıldık ve koklaştık bol bol. kali'yle derin derin eşeleyip hendekler açtık. zamanı gelmişti ve olmasaydı bir gözüm arkamda gideceğim bir işimi hallettim. içim daha rahat şimdi. kafamın karışma kat sayısını düşürmüşüm.

evde durumlar nasıl? ani patlamalarımla dalgalanarak seyrediyor. genel olarak gizli bir hüzün var. bu sanırım annemin parlamalarıma verdiği bir tür tepki. sözlü ve temassal korumacı yaklaşımlarına vereceğim tepkiden korkuyor. benim korkumu anlamıyor ama o. sadece onun korkusunu anlamadığımı sanarak sitem ediyor kendince. olsun.

geceden beridir bir valiz toparlama yarışı sürüyor. gerginliğimin bir sebebi de budur. temelli taşınsan ne yapacağımı merak ediyorum. o kadar büyük bir valiz ve yavrusu oldu ki 30 kilonun neresinde olacak kestiremiyorum. bir taraftan da eş-dost-akraba şeklinde interaktif bir vedalaşma söz konusu.

karoshi msn'den uyardı. hemen çıkmazsam gecikeceğim havaalanına. burada kesmek zorundayım. blogtan ayrıldığım yok. peşinizi bırakacak değilim. şimdi içimde büyüyen heyecanla birlikte yola koyulma vaktidir. hepinize selamlarımı iletirim..

Read more...

kesik kesik



sokağa söylüyorum adını. kaldırımlar beni çağırıyor. belki bir tesadüf, o sokağın köşesinden dönüşün canlanıyor gözlerimde. bakışların yukarı çevrili, ta uzaktan kesişiyor bakışlarımız. gülümsüyorsun. sokak adını fısıldıyor, yüreğim adını bağırıyor. sen tek kelimeyle aşkı çağırıyorsun: ... . soytarıyı oyna hadi; yüzünde boyalar, ellerinde ateşli yürek parçalarım. kukuletandaki ziller ölümü yokluyor çanlarmışçasına. ölümü kovalıyor aşk o dudaklardan uzaklarda.

bak. karanlık. örtülüyor üzerimize. bir utancın çocukları olmalıyız. utanmayı bilmiyoruz. asi evlatlarız. anamızı - babamızı yok saymışız bir kere. sokaklar bu yüzden dost bize. bu sebepledir ki aşk lanetli. bakışlarımız kesişiyor ince bir tülün ardından. gecenin tüm karabasanları örtüyor üzerimizi. bundan sonrası soğuk.

bilmiyorsun ki içten içe üzülüyorum senin için. daha da içime girince kendim için üzülüyorum. içime giren her dokunuş beni bir adım daha yaklaştırıyor üzüntüye. çünkü sen değilsin içime giren, neşe değil, hayat değil, varsıl bir heyecan değil. üzülmeyi öğreniyorum. boynunu eğen olmayı öğreniyorum hayatın önünde, tekrar. insan olmayı öğreniyorum, aciz. aczimi ellerine veriyorum, son bir darbeyle yere seriyoruz insanlığı.

unutmuşum. 'biz' diye bir topluluk yok artık. iki kişilik aşk bestemizin notaları dökülmüştü. aşk kuru ve tiz bir çığlığa dönüştü ağzımda. dişlerim ellerime döküldü sonra geçen her gün. bir ihtiyar mı oldum şimdi, yoksa taze bir cenin mi? parmaklarımla bir yalnızlık çizdim kumun üzerine. uzaktan bakınca sana benzeyen kocaman bir figür.

dalgalar geliyor. yüreğimi söndürmeye izlerini alıp götürerek.

30 kasım 2008 pazar

fotoğraf : jörn train station

Read more...
Web Stats

  © Blogger templates The Professional Template by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP